Aşık Olmanın Fizyolojik Etkileri Nelerdir?

Belki de dünyadaki en güzel kelimelerden biridir aşk. Aynı anda coşkuyu, tutkuyu, sevgiyi ve şevki ifade eden bu kavram cümlelerimizin arasına öyle güzel yerleşir ki duymak bile keyif verir. Aşık olmak, aşkla yapmak, aşka gelmek gibi söz ve deyimlerle bir şeye duyduğumuz sevgi, coşku ve heyecanı anlatır ve kendi ruh halimizden de haber veririz.

Aşık olmak birçok insanın temel gayesi, birçoğunun ise dileklerinden biridir. Kimi ise aşkı çoktan bulmuştur. Aşkın kendisine olan bu arzunun sebebi ise tamamen manevi beklentilerden ibaret değil. Aşk aynı zamanda fizyolojik etkilere sahip, bedenimizde ve zihnimizde olumlu etkiler yaratan bir his.  

Bilim adamlarının araştırmalarına göre aşık olduğumuzda şunları yaşıyoruz: 

İlk görüş önemli

Estetik değerler, güzellik, göze gelir olmak, cazibeli olmak gibi kaygılarımız boşuna değil. Uzmanlara göre doğal seçilimin ilk safhasını gözlerimizle yapıyoruz. Bunun peşinden gelen ise koku oluyor. Yani partnerlerimizi ya da aşık olduğumuz kişileri ilk etapta görünüşü ve kokusuyla seçiyoruz.  Bu kısımda işin işine biraz estetik biraz da insan kimyası giriyor diyebiliriz.

Aşık olmaya başladıysak mutluluk hormonları da bizi destekliyor

Eğer aşık olacak kadar vakit geçirdiysek ve artık ateş bacayı sarmaya başladıysa bedenimizde bu aşkın arkasında duruyor diyebiliriz. Aşık olduktan sonra salgılanan oksitosin hormonu bu hissin bize mutluluk vermesini hatta belki günlerimizi daha iyi geçirmemizi sağlıyor. Aslında birçok insan her şeye rağmen hala “Aşk” demiyor. Karşılıklı fiziksel çekimin ötesinde aşk hissi kişisel olarak da bizi birçok yönden mutlu ediyor. Hatta öyle ki: Yapılan deneysel beyin taramalarında, deneklere aşık oldukları kişilerin fotoğrafı gösterildiğinde insula bölgesinde, singüler korteksin ön bölümünde, ve hippocampusunda olumlu değişiklikler izleniyor. Bu bölgeler beynimizde “ödüllendirilme” duygusuyla ilgili görülüyor. Belki de aşkı yaşamımızın bir ödülü olarak görüyoruz…

 
(Not:Beynimizde insula duyguların aktif olarak çalıştığı; singulat korteks empati ve duygu düzenlemelerinin yapıldığı; hippocampus ise hafıza, yön bulma gibi işlevlerin gerçekleştiği bölümlerdir.) 

Hafıza becerilerinin artışı

Beyinde hafıza ve yön bulma gibi becerilerden sorumlu olan bölge aşk ile birlikte daha olumlu davranışlar göstermeye başlıyor. Yani aşık olduğumuzda yalnızca mutlu, neşeli, hayata daha pozitif bakan insanlara dönüşmüyor; bunların beraberinde algısı daha açık bir insana dönüştürüyoruz. Yaşamın temel dengesi burada da devreye giriyor diyebiliriz: Karamsarlıktan, yoksunluktan, olumsuz düşüncelerden ne kadar uzaklaşıyorsak beynimizi, ruhumuzu ve bedenimizi o kadar iyi kullanıyoruz. Aşkın bizleri bu olumsuzluklardan uzaklaştırarak bizlere hem coşkuyu hem sakinliği kazandırması birçok kazanıma dönüşüyor.

Dopamin ve noradrenalin salınımı artıyor

Rutgers Üniversitesi’nde aşk üzerine araştırmalar yapan bir antropolog olan Helen Fisher, aşk duygusunun dopamin ve noradrenalin hormonlarının salınımını artırdığını; bu salınımlarla birlikte sevinç, coşku, hayat enerjisinin artıp uykusuzluk, yoksunluk hissi ve iştahın da azaldığını gözlemlemiştir. Aynı zamanda kan akışımız da hızlanıyor.

Yeme bozukluklarını azaltıyor

Beslenme uzmanlarına göre çoğumuz stres, yoksunluk ve keyifsizlik etkisinde sürekli yeme alışkanlığı kazanıyoruz. Bu durum beslenme bozukluklarının genellikle psikolojik olduğunu doğruluyor. Aşık olduğumuzda yoksunluk ve keyifsizlik hissini azaltan hormonların devreye girmesi bununla birlikte hayattan daha çok keyif almamız beslenme düzenimizde de etken rol oynuyor. Etrafınızda aşık olduğunda zayıflayan ve daha sağlıklı bir yaşam süren birilerini gördüyseniz bilin ki bu bilimsel olarak da doğrulanan bir gerçek.

Endorfin sakinliği ve güveni pekiştiriyor

Endorfin maddesi morfinle benzer tesirleri olan bir madde. Fakat bu maddeyi bedenimizin doğası kendisi üretiyor, fiziksel ağrıları azaltıyor ve zihnin-ruhun daha sakin ve güvende hissetmesine yardımcı oluyor. Aşık olduğumuzda dopaminle birlikte heyecanı ve coşkuyu yaşadıktan sonra ilişkiyi hala sürdürebiliyorsak endorfin aşamasına geçiyoruz. Bu aşamada güven, sakinlik ve bağlılık duygusunun pekiştiği bir aşk bekliyor bizi…

Birbirini tetikleyen etkenler

Açıkça söylenebilir ki aşk yaşadığımız en büyük hislerden biri, onu bulduğumuzda yaşam daha anlamlı oluyor. Hayata daha olumlu bakmamıza, heyecanımızı pekiştirmesine yardımcı olan bu his bizi daha iyi bir döngünün içine çekiyor da diyebiliriz. Sabahları daha mutlu uyanmak, günü daha istekli yaşamak, yoksunluk krizlerinin azalmasıyla zararlı alışkanlıklardan uzaklaşmak gibi çeşitli düzenlemelerle daha keyifli bir yaşam sürmemize yardımcı oluyor. 

Tasarlab