Beynin Kaydet Tuşu: Dopamin

Çalışma prensipleri, yapısı, işleyişi halen tam anlamıyla çözülememiş karmaşık bir sistem; beyin. Özellikle de insan beyni. Bilim insanları, insan beyninin işleyişi konusunda olmasa da bizi hayvanlardan ayıran şeyin, beynimizin nöral dokusunun dış katmanı olan serebral korteksimizin büyüklüğü ve karmaşıklığı olduğu noktasında hemfikir. İşte dopamin bu karmaşık sistemin salgıladığı hormonlardan biri.

Peki dopamin nedir?

“Haz kimyasalı” olarak da bilinen dopamin kendimizi iyi, mutlu ve güvende hissetmemizi sağlıyor. Çok az üretilmesine karşın (beyindeki dopamin nöronlarının sayısı toplam nöronların %0.0006’sı kadar) motivasyonu ve konsantrasyonu artırma, hafızayı güçlendirme ve vücut hareketlerini düzenlemede etkin bir işleve sahip. Bu hormonun kritik seviyelere düşmesi kendimizi mutsuz, halsiz ve güvensiz hissetmemize hatta depresyona girmemize neden oluyor. Şizofreni ve parkinson gibi hastalıkların temel nedenlerinden biri de dopamin yetersizliği. Düzenli spor yapmak, C vitamini içeren ve dopamin üretimini artıran gıdalar tüketmek, güneşlenmek, bir hobi ile uğraşmak ve belirli bir hedefe yönelik olarak çalışmak beynin dopamin üretimini artırıyor. Alkol gibi yapay keyif vericilerin de beyin hücrelerini tetiklediği ve dopamini üst seviyelere çıkardığı bir gerçek. Elbette bu önerilen ve sürdürülebilir bir yöntem değil.

Vücuttaki Dopamini Nasıl Artırırsınız?

Son yıllarda yapılan araştırmalar vücuttaki dopamin seviyesini artırmanın hem zevkli hem yararlı hem de kolay bir yolu olduğunu kanıtladı: Öğrenmek. Evet yanlış okumadınız. Yeni bir şeyler öğrenmek, yeni şeyler (yer veya deneyim fark etmeksizin) keşfetmek vücudumuzdaki dopamin hormonunu dikkate değer oranda artırıyor. Yeni bir şey öğrenince beyindeki ödül alanları uyarılıyor. Bu da beynin dopamin salgılamasını sağlıyor. Çünkü beyin bilgiyi depolamak yani hafızasına kaydetmek için dopamine ihtiyaç duyuyor. Bu da dopamini bir çeşit “kaydet tuşu”na dönüştürüyor. Kişi öğrendikçe bundan haz alıyor, haz aldıkça da öğrenmek istiyor. Yani güzel haber şu ki mutlu olmak için zararlı, yapay uyarıcılara ihtiyacımız yok. Hayata karşı iştahlı ve meraklı olmamız yeterli. Sadece tümüyle yeni şeyler değil; sorunlara yeni çözümler geliştirmek, her gün yaptığımız bir şeyi farklı şekillerde yapmak (işe farklı bir yoldan gitmek gibi) da dopamin seviyemizi artırıyor.
İnsan, doğası gereği hayatta kalmak için her daim merakla baktı dünyaya; yeni şeyler öğrenmek ve geliştirmek için çabaladı ve başardı da. Eğer atalarımız meraklı olmasaydı neslimiz çoktan tükenmişti. Beyin ise yeni ve dikkat çeken şeyleri seçmek, algılamak ve hafızaya almak üzere kurulmuş bir sisteme sahip. Dolayısıyla sorunları çözdüğünde, hedefine ulaştığında ve yeni bir şey keşfettiğinde mutluluk ve haz hormonu üretmesi oldukça anlaşılabilir aslında. Beyni küçük bir çocuk gibi görüp ona ilgisini çekecek, yeni snaps’lar (bağlantılar) kurmasını sağlayacak oyuncaklar vermeliyiz. Bu da ancak konfor alanımızdan çıkmak, kendimizi yenilemek ve beynimizi yeni deneyimlerle uyarmakla mümkün. Haydi yenilikle yenilenerek şifalanmaya!

Tasarlab