Borçlu Olmamızın 4 Temel Nedeni

Geçtiğimiz yılın TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerine göre ülkemiz nüfusunun %74.4’ü borçlu durumda. Kredi kartı veya kredi borcu olan kişi sayısı 60 milyonu bulmuş gözüküyor. Veriler, atalarımızın “borç yiğidin kamçısıdır” sözünü biraz fazla benimsemiş olduğumuzu net bir şekilde ortaya koyuyor. Görünen o ki parayı yönetmek, tasarruf etmek ve borçlu olmak gibi konularda ciddi bir kafa karışıklığı yaşıyoruz. Elbette günümüz koşullarının yanı sıra dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu sürecin borçlanmamızda büyük bir payı var. Tüketimin özendirilmesi, kredi kartı kullanımının yaygınlaşması ve bankaların kredi politikaları da borçlu olmak konusunda işimizi oldukça kolaylaştırıyor. İçinde bulunduğumuz bu durumda; gelir gider hesabını ve kişisel finans takibini hakkıyla yapamamamızın da rolü büyük.

Borçlu olmak kimi zaman insanı kamçılayan, zorlayarak birikim yapmasını sağlayan bir şey olsa da borç döngüsü yönetilemeyip ipin ucu kaçtığında çok zor durumlara düşmemize neden olabiliyor. Şimdi kendi bireysel tarihinize şöyle bir göz atın. Borçlu olmadığınız bir dönem oldu mu, krediye bağımlı olmak zorunda kalmadan yaşamınızı standart rutininde devam ettirebiliyor musunuz veya neden borçlanıyorsunuz? Bu soruların cevabı, borçlu olmak konusuna bakış açınızı gösterecek. Peki insanlar genelde neden borçlu durumdalar? Bu durumda olmalarının nedenleri ne? İşte pek çoğumuzu ilgilendiren o yanıtlar.

Kredi kartını akılcı kullanmamak

Hemen hepimizin cebinde birden çok kredi kartı var. Ve artık tüketim alışkanlıklarımıza; “param yok, olunca alırım” anlayışından çok, “alayım, nasıl olsa bir şekilde öderim” hakim. Alışverişlerde kredi kartı kullanmak sanki satın aldığımız şeye para vermiyormuşuz gibi bir yanılsama yaratıyor. Bu da gelir gider hesabımızın şaşmasına, borç döngüsünün sürdürülebilir olmaktan çıkmasına neden oluyor. Maaşınızı aldığınızda paranızın çoğunu kredi kartınıza yatırıyorsanız siz de gelir gider hesabınızı doğru yapamıyorsunuz demektir. Problemin çözümü ise kredi kartı yerine olabildiğince nakit kullanmaktan ve bütçemiz kadar harcama yapmaktan geçiyor.

İhtiyacımızdan fazlasını satın almak

Evet o ayakkabıyı çok beğenmiş olabilirsiniz ama kabul edin aynı modelin üç ayrı rengini alarak biraz müsrif davrandınız. Kredi kartı ekstrelerini veya alışveriş fişlerini önünüze alıp inceleyin. Nelere para harcıyorsunuz? Aldıklarınızın ne kadarı gerçekten ihtiyaç? Neleri almasaydınız da olurdu? Şimdi bu soruları sorarak ekstre veya fişlerdeki gereksiz harcamaları işaretleyin. Listedekilerin büyük bir kısmı pek de ihtiyacınız olmayan, sadece keyfiyetten aldığınız şeyler değil mi? İşte tam da bu nedenle sürekli krediye bağımlı olmak ve borçlu olmak gibi finansal problemler yaşıyor olabilirsiniz.

Marka bağımlısı olmak

Sanırım bugün, özellikle de genç nesilde oldukça yaygın bir durum, marka bağımlılığı. Aynı kalitedeki bir ürünü yarı fiyatına almak varken sırf üzerindeki etiket nedeniyle üç katına almak, günümüz insanının oldukça sık yaptığı bir hata. Reklam kampanyaları insanlarda, o etiketi taşıyan ürüne sahip olduklarında daha değerli biri olacakları yanılgısını yaratıyor. Ancak günün sonunda insanların sahip olduğu tek şey kabarık bir ekstre borcu oluyor. Kişisel finans takibi ve gelir gider hesabını doğru yönetmek ise bu manipülasyona kapılmamak ve fiyat/fayda dengesini gözetmekten geçiyor.

Yarını düşünmeden yaşamak

Evet şimdilerde işleriniz yolunda gidiyor, çok para kazanıyor ve hak ettiğinizi düşündüğünüz şekilde çok harcıyor olabilirsiniz. Ancak hepimizin bildiği gibi bugünün bir de yarını var. Pandemi nedeniyle dünya ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz, öngörülemeyen ve elimizde olmayan nedenlerle işlerimizin durabileceğini, bu nedenle de kişisel harcamalarımız ve ödemelerimiz için her zaman kenarda bir miktar nakit paramız olması gerektiğini gösterdi hepimize. Zor dönemlerde krediye bağımlı olmak istemiyorsak kazanıyorken gelir gider hesabımızı iyi yapmamız ve mutlaka bir kenara kötü gün parası ayırmamız gerekiyor.

Tasarlab