Felaket Kaydırması (Doomscrolling) Nedir?

1960’lı yıllarda gelişmeye başlayan internet günümüzde hepimizin hayatının merkezinde yer alıyor. Olayların buralara gelmesini sağlayan ise 1990’ların başında geliştirilmeye başlanan ‘’web’’ ve o gelişime bağlı ortaya çıkarılan uygulamalar. Tamamen metne dayanan, siyah-beyaz bir yapıda olan ve kullanıcılar arasında etkileşimin mümkün olmadığı ilk web sunucularından bugünün sosyal medya dünyasına geçiş ise 2000’li yılların başından itibaren sürüyor. 

İnsanların yeni kişilerle tanışma, birbirleri ya da olan bitenlerle ilgili haber alma istekleri işte bu yıllardan itibaren daha da ilgi çekmeye başladı. Bu siteler ve uygulamalar aracılığıyla kendimize profiller oluşturuyor ve birçok içerikte bilgiler paylaşıyoruz; her şey inanılmaz bir hızlılıkla gerçekleşiyor.  Çoğunlukla bu bilgilerin doğruluğu ya da yanlışlığı teyitlenebilir olmaktan çok uzakta kalıyor. 

İstesek de istemesek de maruz kaldığımız işte bu bilgiler aslında bizler için oldukça önemli. Sosyal medyada gördüğümüz her haber içeriğinde çiçekler ve kalpler barındırmıyor. Evet; evlilik, yeni bebek heyecanı ve tatlı kedi videolarını gördüğümüz de oluyor ama özellikle son zamanlarda ‘’Bugün ne gibi felaketler yaşandı acaba?’’ düşüncesi ile giriyor pek çok insan sosyal medya platformlarına. Günlük yaşamımızın bir parçasıymışçasına maruz kaldığımız bu kötü haberlerin ve felaketlerin başkalarına iletilmesi konusu insan psikolojisi üzerindeki etkileri bakımından aslında ciddiyetle ele alınması gereken bir konu. Tıp dünyası bu nedenle kötü haberi tanımlıyor ve kötü haberin başkasına aktarılmasını ayrı bir iletişim becerisi konusu olarak ele alıyor; doktorlar bu konuda eğitiliyor. 

Kötü haber; ümit etme duygusunun olmadığı ya da bireyin fiziksel ve ruhsal iyilik haline tehdit oluşturan, yerleşik yaşam biçimini altüst etme riski olan ya da bireyin yaşamındaki seçimlerini azaltma anlamı taşıyan mesaj olarak tanımlanır. Kişilerin hayatını bu derece etkileyebilecek bir durumun, bilginin veya olayın başkalarına haber verilmesi ise sosyal medyanın hızı içerisinde pek de önemsenmiyor, gün içinde biraz kafamızı dağıtmak için vakit geçirdiğimiz sosyal medya uygulamalarından şok içerisinde ayrılabiliyoruz. Ve bilin bakalım beynimiz ne yapıyor; tabii ki buna da bağımlı oluyor.

Felaket Kaydırması (Doomscrolling) Kökeni

‘’Doomscrolling’’, Türkçemizde ise ‘’felaket kaydırması’’ kökeni temelde insanın evrimsel olarak tehlikeli ve kaçınılması gerekeni daha dikkat çekici bulmasına dayanıyor. İnsan dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu düşünüyorsa bunu doğrulayacak kanıtların peşine düşüyor. Elbette ki bunu bilen sosyal medya şirketleri bizi daha fazla ekran başında tutabilmek için bu özelliğimize oynuyor ve belirli algoritmalarla görüntüleme alışkanlıklarımızı çözerek karşımıza sadece ilgi duyduğumuz ve tıkladığımız şeyleri getirmeye başlıyor; tüm bu ekranı kaydırma hareketi ise bağımlılığımızın merkezinde yer alıyor. Tatlı kedi videolarından felaket haberlerine geçiş süreci aslında böyle işliyor. 

Felaket kaydırması yaygınlık açısından da oldukça yoğun. Zaten kötü habere meraklı olan zihnimiz sürekli yenisini arıyor, sosyal medyanın oyunları sebebiyle ‘’…zaten kötü haberler dışında da bir şey olduğu yok.’’ diye düşünerek iyice bu tarz paylaşımların bağımlısı haline geliyoruz. Felaketlere bağımlılığımız bazen öyle bir hale geliyor ki dikkatini biraz daha iyi şeylere yönlendirmiş olanlara tepki bile göstermeye başlıyoruz. Öncelikle ruh sağlığımız ve buna bağlı olarak fiziksel durumumuz olumsuz etkilenebiliyor. Bir süre sonra artık bu haberlere karşı duyarsız hale gelmeye başlıyoruz ki bu en tehlikeli hal. Örneğin Covid-19 salgını nedeniyle paylaşılan haberlerden etkilenip psikosomatik tepkiler gösterebiliyor, fiziksel olarak da hastalık belirtileri gösterebiliyoruz. Daha sonra ise bu felaket hakkında o kadar çok bilgi paylaşılıyor ki artık günde 200’den fazla insanın vefat ettiğini öğrenmenin bizde bir karşılığı olmamaya başlıyor. 

Bu bağımlılıktan kurtulmanın temelinde ise ne yaptığınızın farkında olmak yer alıyor. Evrimsel olarak beynimiz hayatta kalmaya programlı ve bunun yolu maksimum bilgiyi toplamaktan geçiyor. Küresel dünyada sosyal medya aracılığıyla inanılmaz bir hızla ve yoğunlukta bilgi akışı gerçekleşiyor. Zihnimizi felaketlere odaklanarak hayatta kalma çabasını sürdürüyor. Zihni bu savaşma durumundan çıkarmak için öncelikle farkında olmak gerekiyor. 

Farkındalığı sağladıktan sonra yapmanız gerekenlerle ilgili sıralı listeyi aşağıda paylaşıyor, başarılar diliyoruz:

-Sosyal medya kullanımına sınırlar koymak,

-Olumlu bilgilerin paylaşıldığı kaynaklara da düzenli olarak uğramak ve onların karşımıza gelmesini sağlamak,

-Olumsuz haberlerin yarattığı duyguları fark ederek bireysel iyi olma hali üzerine düşünmek.

 

Tasarlab