Finlerden Gelen Mutluluk: Sisu

2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin Finlandiya savaş ilan etmesi ve topraklarını işgal etme girişiminden sonra ne yapacağını bilemeyen ve Sovyetlere karşı güçsüz bir ordusu bulunan Fin halkının savaş esnasında birlik olarak topraklarını savunması ve irade göstermesi, yeni bir tanımı ortaya çıkarmıştır: Sisu

Kızıl Ordu’nun 2.5 milyon askerine ve yüksek savaş teknolojisine karşı gösterilen bu mucizevi dirayet Fin halkına ve dünyanın diğer birçok insanına ilham olmakta.

Sisu Nedir?

Finlandiya’da birçok markaya isim olan bu kelimenin kökeninin ne olduğu tam olarak bilinmese de Fince “soo” kelimesinden türediği düşünülmektedir. Soo, bizlerle rezonansa giren dirençli tutumlar anlamına gelmektedir. Kelimenin bir diğer kullanımı ise “Fin kışının ruhu” şeklindedir. Fakat etimolojik kökeni tam olarak bilinmese bile “sisu”nun taşıdığı anlam oldukça değerlidir.
Savaş esnasındaki irade ve dirayetten ilham alan bu tanım zor zamanlarda gösterilen azmi ve direnci ifade etmektedir. Bu kavramlar aynı zamanda Fin halkının kültürüne de yerleşmiştir. Onlara göre sisu, zaman zaman hatırlanacak bir öykü ya da motivasyondan çok bir yaşam felsefesidir.

Sisuyla Yaşamak

Aslında pes etmemektir…

Birçok kez zorluklarla karşılaştığımızda bu durumla başa çıkamayacağımızı düşünerek geri planda durmayı tercih eder ya da kendimizi en başından yeni hissederiz. Başımıza gelebileceklerin korkusu ya da içimizdeki mücadele gücüne inanmayışımız eyleme geçmememize, çekimser kalmamıza, pes etmemize sebep olabilir.

Bu durum aslında sayılı da değildir. Gün içerisinde yaşadığımız basit zorluklara karşı bile kimi zaman dirayet göstermez, geçiştirerek hayatı kolaylaştırmak isteriz.

Oysa içten içe hepimizin bildiği bir gerçek vardır: sorunların ve güçlüklerin üzerine eğilmediğimizde ya oldukları gibi kalır ya da daha büyük bir sorun olarak karşımıza dikilirler.

Sisuyla yaşayan bir kişinin ilk olarak edinmesi gereken fikir budur: Çözmenin, iyileştirmenin ve mücadele etmenin gerekliliği. Fakat bunun bir yaşam felsefesi haline dönüşmesi daha uzun bir süreçtir. Bu fikir bir düşünce biçimine, davranış biçimine dönüştüğünde sisuyla yaşamaya başlarız ve tüm bu süreci kendimize, potansiyelimize inanarak var ederiz.

Başlayın!

Hayat ne zaman iyileşmeye başlar ya da içimdeki mücadele gücüne, dirayete ve iradeye ne zaman kavuşurum?

Bu soruların cevabı genellikle “Siz ne zaman başlarsanız o zaman.” olacaktır.

Üstelik 2. Dünya Savaşı esnasında Finlandiya’nın gerçekleştirdiği milli mücadelenin benzer örneğinin bizlerin milli kültüründe var olduğunu da unutmamak gerek. Yıllarca süren bir kuşatmadan sonra özgüvenini toparlayarak harekete geçmiş olan bir milletin kendi kaderini yazdığını yakın bir yüzyılda öğrenmiş bulunmaktayız.

Bu sayılı savaş örnekleri bizlere ilham kaynağı olurken hayatın bir savaş alanı olmasa bile inanç, eylem ve dirayet istediğini bilmek gerekir. Her an karşımıza çıkan zorlukları bitmek bilmeyen bir sıkıntı olarak ele almak yerine çözebileceğimiz birer uğraş olarak görmek, düşüncelerle birlikte gözde büyütmektense eyleme geçerek yaşamayı sürdürmek sisunun temelindeki şevktir.
Bu sebeple başlamak gerekir. Kendine, eylemde kaldığımız sürece zorlukların geçici olduğuna, irade ve azmin başarısına inanmaya başlamak gerekir. Bu inançla yani sisuyla yola koyulmuş bir kişinin yüzü sıklıkla gülecek, içinde bastırılamayan bir mutluluk hissiyle yaşayacaktır.

Tasarlab