Pastırma Sıcağı Nedir? Pastırma Sıcakları Ne Zaman Başlar?

İlkel toplumlarda göçün temel bir sebebi bulunuyordu: mevsimler. İnsan, yaşamını daha kolay sürdürebileceği yerlere doğru hareket ediyor, mevsimi sürekli yaşanabilir düzeyde tutmaya çalışıyordu.

Ancak insan aynı zamanda çoğalıyordu, üretiyordu, yaşadığı yere bağlanıyordu, göç etmek giderek zorlaşıyordu… Ve iklim şartları nedeniyle artan nüfusla, üretilen ürünlerle, yapılan alet edevatla göç etmek giderek güçleşiyordu. İnsan bu noktada besin zincirinin en tepesindeki canlı olarak da doğaya bir nebze de olsa karşı koymak istedi. Yerleşik hayata geçti, tarlalar oluşturarak düzenli olarak ürün elde etti, hayvanları evcilleştirdi, aşırı soğuk ve sıcaktan kendisini koruyacak sığınaklar geliştirdi. 

Doğayla girilen bu mücadele elbette takdir edilesi ancak yerleşik yaşama geçen ilk insanlar aslında doğa ile savaşmak yerine sadece onu anlamaya ve uyum sağlamaya çalıştılar. Ne zaman çok sıcak ya da çok soğuk oluyor? Hangi ürün nasıl bir sıcaklıkta yetişebiliyor? Hayvanlarımızı günün hangi saatinde otlatmalıyız? Günümüzde bile bu uyumlanma çabamız devam ediyor aslında. Mesela biz de şimdi hangi saatlerde güneş ışınlarına maruz kalabileceğimiz üzerine düşünüyoruz.

Modern insanın ise artık hayatını düzenleyen bir miladi takvim bulunuyor; bilimsel bilgilerimiz ile elde ettiğimiz bu yol gösterici mevsimlerin ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini bize söylüyor. Ancak bu genelgeçer takvimin yanında toplumların kendi deneyimleri ile meydana geldiğini belirlediği mevsimsel bazı başka olaylar da cereyan ediyor. Halk takvimleri işte bu kültürel mirasa, uzun süreli deneyimlere, insanın iklim ile ilişkine dayanıyor. 

İnsan etkinlikleri ve sıcaklık ilişkisi sonucunda, uzun süreli deneyimler yardımıyla adeta bir takvim gibi belirlenen bu dönemler küçük bir alana has olabileceği gibi büyük coğrafyalarda da görülebiliyor. Bizim için en çok bilinenlerinden bir tanesi ise ‘’pastırma yazı’’ ya da ‘’pastırma ayazı’’; yani pastırma sıcakları. Pastırmanın tam da bu dönemdeki gündüz sıcakları ile kurutulması ve akşam ayazıyla da olgunlaşması sebebi ile bu ismi aldığı söyleniyor. Bu iklimsel olayı kendi ülkemize has zannedebiliriz ancak değil; Almanya’da ‘’kocakarı yazı’’, Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘’yerli yazı’’ olarak anıldığı rivayet ediliyor. 

Genelde sonbaharın sonlarına doğru artık havaların iyice soğumaya başlayacağını düşündüğümüz dönemde Ekim ayının sonunda Kasım ayın başında; yani tam da şu sıralar hava sıcaklıklarının birden mevsime göre yükseldiği, tatlı bir bahar havasının olduğu, güneşli günlere biz pastırma yazı diyoruz. Türk Dil Kurumu da ‘’Güzün sonundaki sıcak günler.’’ olarak tanımlıyor bu zamanları. 

Pek çoğumuzun artık belki de son bir tatil yapabilmek için yolunu gözlediği bu tatlı günler birkaç gün, en fazla bir hafta sürüyor, gündüzler güneşli ve sıcak olsa da gecelerin serin geçeceğini de unutmamak gerekiyor. Sonuçta Kasım ayının başındayız. 

Şairler de bu tatlı zamana karşı kayıtsız kalamamış ve birkaç kelam etmişler…: ‘’ Pastırma yazındaysanız hayatın, 2 adım gerisi yazdır, 3 adım ötesi kış…Yaz yorgunu yüreğiniz, sonbahar sızlanmalarına başlamadan, son uçurtmaların ipine tutunup salınmak ve çocuksuluğuyla avunmak ister. Güneş, nüfus kağıdına aldırmaksızın seven bir aşık gibi, takvime inat, salar saçlarını erken inen akşamlara…Ufuktaki bulutları sezenler, ışığın kıymetini daha iyi bilir. O yüzden pastırma yazı, bahardan daha değerlidir.

Tasarlab