Sanal Gerçeklik Kavramını Çok İyi İşleyen 4 Film

Sanal gerçeklik son yıllarda ne kadar kolay eriştiğimiz bir kavram değil mi?

Son yıllarda teknolojinin yayılması; oyun, sosyal medya, alışveriş, dijital platformlar üzerinden sanal gerçekliğin (VR teknolojisi) hayatımıza girmesini de kolaylaştırdı. Artık her birimiz bunun teknolojik bir kurgu olduğunu biliyor yadsımıyoruz. Fakat filmler öyle değil. Geçtiğimiz 20 yılda sanal gerçeklik ve simülasyon kavramlarını fantastik bir şekilde işleyen filmler çekildi. İnsanlığa gerçeklik ile arasındaki bağı sorgulatan bu filmler “Bir simülasyonun içerisinde yaşıyor olabilir miyiz?” sorusunu da beraberinde getirdi. Fantastik kurguları, kullandığı teknolojiler ve insani yönleriyle birbirinden güzel filmler arasında 5 tanesini derledik.

The Thirteenth Floor-1999 / Josef Rusnak

Teknoloji uzmanı olan ve işlerinde çok başarılı olan iki arkadaş Douglas ve Whitney son çalışmaları olan bir program yazılımının deneme sürecindedir. Zamanda yolculuk yapabildikleri bir simülatör olan bu programı denerken Douglas 1930’lu yıllara giderek hem deneyini gerçekleştirir hem de güzel bir macera yaşar. Döndüğünde ise işlerin tamamen sarpa sardığını görecektir. Douglas gerçek hayata döndüğünde kendini bir cinayet şüphelisi olarak bulur ve simülasyon esnasında da belleğinde boşluklar oluşur.

Film boyunca sanal gerçeklik, gerçek yaşam ve gerçekleşen tuhaf olaylar arasındaki bağlantı sürer giderken Douglas’ın başına gelecek felaketler de filme yön vermektedir.
Bir bilim-kurgu türü olan ve 1999 yılında yapılmış The Thirteenth Floor (13. Kat) filmini Netflix uygulamasından izleyebilirsiniz.

Surrogates-2009 /Jonathan Mostow

Federal ajan dendiğinde akla gelen ilk oyunculardan biri olan Bruce Wills, alışık olduğumuz rolünü bu sefer sanal gerçeklikte harmanlanmış bir şekilde performe ediyor. Fakat bu konuda eleştiri yapmak pek mümkün olmuyor çünkü Bruce Wills onunla bütünleşen ajan rollerinde her seferinde bizi kendine hayran bırakıyor.
Surrogates (Suretler) filmi hem polisiye hem bilim-kurgu türü olarak karşımıza çıkıyor ve bizi başka bir maceranın içine çekiyor.

Bir üniversite gencinin cinayetinin soruşturulmasıyla başlayan film, Suretler adlı insan kopyası robotlarla yaşamayı konu almaktadır. Öldürülen gencin Suretlerin yaratıcısı olan kişiyle bağlantılı olduğunu tespit eden Ajan Greer ve arkadaşları olayın peşine düşer. Aslında polisiye bir bilim kurgu olan bu filmde anlatılan ise; bir gencin katilini bulma öyküsünden çok insanların kendilerini kopyalayabildikleri robotlarla nasıl bir yaşam süreceğidir.

Belki de önümüzdeki yüzyılların ön gösterisi olan bu film kendi içerisinde toplumsal yaşam, arzulara bağımlılık eleştirilerini de içermektedir.

Avatar-2009 / James Cameron

Bu 5li de Avatar’dan bahsetmemek mümkün değil. Fantastik bilim-kurgu türünün en iyi filmlerinden biri olan Avatar’ı hala izlemediysen hiç vakit kaybetmeyin, özlediğini hissedenler için bir daha izlemek serbest…

Yarattıkları simülasyon ile Na’vi halkının topraklarına girmeyi başaran askerler, felçli bir gazi olan Jake Sully’i bir bağlantı aracılığıyla barışçıl, doğa dostu Na’vi topraklarına ulaştırır, üstelik başka bir bedende. Jake Sully’nin bedenini özgürce kullanabildiği, Na’vilerle birlikte yaşamayı öğrendiği ve aşkı bulduğu bir macera olan bu filmde elbette herkes o kadar masum değildir. Dünyanın enerji sorununu çözmek için gönderildiği alanda Jake Sully’i insanlığa ve bir parçası olduğu askeri birliğe karşı sorumluluklar beklemektedir.

Ready Player One-2018 / Steven Spielberg

Bilim-Kurgu türünün sevilen yönetmenlerinden olan Steven Spielberg’in filmi Ready Player One ailesini küçük yaşlarında kaybeden ve günün büyük çoğunluğunu The Oasis adlı oyunda geçiren Wade Watts’ın maceralarını anlatmaktadır.

Ernest Cline’ın aynı isimli romanından uyarlanan filmi 2045 yılında geçiyor ve belirtmek gerekir ki film oldukça gerçekçi. Film sanal gerçekliği fantastik bir boyutta değil; sanal bağımlılıklardan ve dünyadan, insani etkileşimlerden uzak bir yaşam üzerinden ele alıyor.

Fiziksel olarak gerçek dünyadan uzaklaşmamış ama zihinlerinin ve zamanlarının büyük bir kısmını sanal alanda geçiren Wade Watts ve diğer The Oasis oyuncuları, oyunun kurucusu olan milyoner iş adamının The Oasis oyununda düzenlenecek yarışmayı kazanan kişiye mirasının tamamını bırakacağını açıklar ve filmin maceraları da böylelikle başlamış olur.

Mirası kazanmak için birbirine düşen oyuncu ve hissedarlar arasında geçen gerilim, kazanma hırsının insanları ele geçirişi, gerçeklikten kopuk olan duygu ve insani ilişkiler bu yarış esnasında bir bir gözler önüne serilir.

Tasarlab