Teknoloji, Geri Dönüşüm ve Sanat: Solarpunk Ütopyası

Gerçekleşmesi imkansız tasarı veya düşünceye ütopya denir. Bu fikrin ilk örnekleri Antik Yunan’dan itibaren geliştirilmeye başlanmış olsa da Thomas More’un yarattığı ‘’Utopia’’ isimli toplum ile daha geniş bir kitle tarafından bilinir hale geldi. Bu ütopik toplumda özel mülkiyet yoktur. Herkes günde 6 saat çalışır ve tüm ihtiyaçlar ortak giderilir; her şey eşit paylaşılır. Ütopyaların tamamında barışçıl bir yaşam planı amaçlanır, herkes mutludur, sanat ve kültür gelişmiştir. 

Daha çok geçmiş filozofların ileride yaşanacak dünya ile ilgili umut dolu tasvirleri gibi görünen ütopyalardan birisi ise bize çok yakın bir zamanda 2010’larda ortaya çıkıyor. Bu ütopyanın adı ise ‘’solarpunk’’. İlk ütopyalar düşünürlerin o dönem için toplum açısından daha önemli gördükleri mülkiyet, siyaset, eşit paylaşım gibi konular üzerine yoğunlaşırken günümüz toplumunun sorunları artık çok daha farklı gibi görünüyor. Bu açıdan bakıldığında solarpunk akımının teknoloji, sanat ve çevre sorunları üzerine yoğunlaşması anlam kazanmaya başlıyor. 

Solarpunk Nedir?

Bir sanat akımı ya da bilimkurgu ürünü olarak adlandırılabilecek olan solarpunk yenilenebilir enerjiye, teknolojiye, bilime ve sanata yönelik daha güzel bir dünya yaratmayı amaçlıyor. Ekolojik sorunların çözülmesi halinde dünyanın nasıl da güzel görüneceğini sanatı kullanarak ifade etmeye çalışıyor. 

Bu yeni düşüncenin ilk örneğinin, 2012 yılında Brezilya’da ‘’Solarpunk: Sürdürülebilir Bir Dünyada Ekolojik ve Fantastik Hikâyeler’’ adıyla yayımlanan yazı olduğu kabul ediliyor. O zamandan itibaren de artık karamsar bir dünya tipolojisinden bunalan pek çok yazarın katkısıyla gelişmeye devam ediyor. 

Solarpunk Ütopyası Nedir?’

Solarpunk akımının gelecek tasvirinin temeli yenilenebilir enerjiye dayanıyor; bu ütopyada insan, doğayı sömüren değil onunla uyum içinde yaşamaya çalışan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Etrafımız güneş panelleri, rüzgar gülleri ve yeşilin envai çeşidiyle sarılmıştır. Bunu yapabilmek için insan bilimi ve yüksek teknolojiyi en verimli şekilde kullanmış ve ortaya sanatın estetik yönünün ağır bastığı iyimser bir dünya çıkmıştır. 

Bir yandan soyunun devamını sağlamaya çalışan insan bunu yapabileceği çevreyi günden güne yok ediyor gibi görünüyor. Tüketimin sınırlarının olmaması ekolojik dengenin bozulmasına yol açıyor ve yaşadığımız kentler artık soluk alınamaz hale gelmeye başlıyor. 2014 yılında solarpunk akımının manifestosunu yazdığı kabul edilen Adam Flynn toplum olarak hırslarımızı dünyanın daha iyi bir yer olması için yönlendirmemiz gerektiğini ifade ediyor. Yani artık yaşam alanlarımızı yeniden tasarlamamız ve yaşanabilir hale getirmemiz gerekiyor. Türümüzün devamlılığı için bu artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Artık merkezde sadece insanın değil insan dışındaki türlere de değer verilen, bütüncül ve birbirini destekleyen bir toplum düzeni öngörüsü gelişmeye başlıyor. Yalnız bu yaşam tarzından bahsederken gerici bir durumun ortaya çıkmadığını da eklemek gerekiyor. Yani solarpunk teknolojiyi de son damlasına kadar kullanmak gerektiğini savunuyor. Natürel yaşam teknoloji tarafından destekleniyor ve sanat ile beraber görsel bir şölen olarak yaşam alanımızı dolduruyor. Solarpunk eserlerinde çoğunlukla ‘’aydınlık’’ ve ‘’parlaklık’’ ifadeleri ön plana çıkıyor, binaların çevreleri güneş panelleriyle kaplanıyor, çatılar ağaçlarla ve yemyeşil bahçelerle bezeniyor. 

Uzun zamandır bize distopyalar, felaket filmleri ve hikayeleri aracılığı ile neyden kaçmamız veya neyi yapmamamız gerektiği anlatılıyor. Ancak belki de artık iyimser olana odaklanıp daha iyi olanı hayal edebilmeli ve onun için çabalamaya başlamalıyız…

Tasarlab